GÜRÜLTÜ

18/11/2008

Sisler Bulvarı

“Şehirlerarası otobüs terminallerindeki hüzün ve sevinçle ilgili yazılmış yüzlerce yazı vardır sanırım.” Diye aklından geçirmekten alıkoyamadı kendini. Artık bir şekilde aşina olduğu yüzler vardı sürekli seyahat ettiği otobüs hattında. Hikayelerini hiç merak etmedi o insanların. Yolculuklarda tanımadığı insanlarla sohbet etmek huyu değildi. Gereksiz buluyordu…

Gece, yanından geçen şehirlerde yanan ışıklar. O ışıklarda yaşayan, uyuyan, uyuyamayan, hastalanan, iyileşen, gülen, içki içen, ağlayan, mutsuz olan, ölen, doğan binlerce insan… Hayat akıyordu yanağının yanından, dünya akıyordu ve o dünyada yaşamış, ölmüş, gelmiş ve de gitmiş herkesi görüyordu otobüs camının ardından…

Bir evi yoktu, kendine ait bir yatağı ya da odası. Hiç olmamıştı, ama hep istemişti… Yeterince çabalamış mıydı yoksa şans denilen şey mi buna henüz izin vermemişti? Bununla ilgili düşünmeyi bırakmıştı artık. Sırt çantasını seviyordu ve de seyahat etmeyi… Bunlar onu mutlu etmeye yetiyordu.

Kazanılacak savaşların varsa hala, kaybettiklerin bir önemi kalmıyor…

Yıllar önceleri otobüs yolculuklarında uyuyamadığı için sarhoş olup öyle yolculuk etmeyi alışkanlık edinmişti ama artık buna ihtiyaç duymuyordu bile. Direk uykuya dalabiliyordu otobüste. Üstelik artık sürekli yolculuk yaptığı etaplarda vücut saatini mola zamanlarına göre bile ayarlamıştı. O gece yolculukta uykusu çok ağırlaşmadığından molada inip bir sigara içti yine, yolun kenarına gidip. Şimdi yanından geçen başka otobüslerin camından bakan başka insanlar için az önce düşündüğü dünyanın bir üyesiydi. Onlardan herhangi biri de onunla aynı hissi yaşıyor muydu acaba dışarıdaki dünyaya o camın arkasından bakarken..?

Tekrar binip otobüsün kiralamış olduğu koltuğuna, kalan yolculuğuna devam etmek için bekledi molanın sona ermesini.

Bir şarkı geldi aklına;

“Beklemek bizim yaşamımız;

 Vapur beklemek, gün beklemek…”

Uykuya dalmadan biraz mırıldandı, hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne…

Her zaman ki virajda uyandı. Az sonra inecekti. Gözlerini kaşımak için yine gözlük camına dokundu önce: )

Küçük bir otogardı indiği yer ve şehrin üzerine her zaman ki gibi bir sis tabakası çökmüştü…

Sırtında çantası başladı yürümeye, önünde kocaman bir bulvar; yollar ve kaldırımlar gecenin karanlığında cılız sokak lambalarıyla aydınlanmaya çalışmaktalardı. “Siste yürümek ilginç gerçekten de” dedi. “Üzerine siner etrafında gördüğün her şekil, şehir siner üstüne. Ciğerlerine çektiğin hava ağır ağır yapışır ciğerlerine…”

Hiçliğin içinde yürüdü ve yürüdü ve yürüdü…

Geceydi, sis vardı, ulaşmaya çalıştığı yere varmak için hiç de acelesi yoktu…

 

                                                                                                                      Elansir

3/11/2008

HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ

Yağmur Herkese Yağar
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi

Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan

Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan

Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi

Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan.
 
MURATHAN MUNGAN

13/10/2008

Mavinin Yankısı


Duyduğumuz her şey,başka bir şeylerin yankısıdır…

Karşımızdakinin söylediği şey bazen bizim söylediğimizin yankısıdır…

Gece…

Kumsal…

Deniz....

Gökyüzü…

Otururken bomboş bir sahilde, duyduğunuz ses içinizin yankısıdır. Deniz buna eşlik eder… Aysız bir gece…

Siyah…

Simsiyah bir gece…

Dalgalar…

Usulca varır sahile, çok uzun yollardan gelen H’lar, O’lar, mineraller…

 

Gözünü açtığında o sahilde, gördüğün boşluk; simsiyah boşluk…

Sensin gördüğün şey aslında…

Ya da görmediğin…

 

Üstüne siner deniz kokusu, nemi…

Gözlerin yoktur o gece…

Kokusunu duyarsın sahilin…

 

Deniz konuşur seninle…

Sen konuşursun seninle, sus pus…

 

İçinden geçer dalgalar…

Yüzüne sıçrar su…

Su…

Avucunda şeffaf…

Bir arada mavi…

Bu gece siyah…

 

İçinde çalar denizin şarkısı…

Senin şarkın…

Bir semai ritm…

 

Aksak mıdır doğanın ritmi…

Kalbim bile 9/8 atar…

 

Bir rüzgar eser usulca…

Siner tüm renkler karanlıktan sıyrılıp, üzerine…

 

Mavidir artık her yanın…

İçinden taşar “mavinin yankısı”…

 

                                                                                              Elansir…

                                                                                              Aylardan Eylül’dü…

5/9/2008

farkında olmalı insan...

 Ve ona göre yaşamalı ....

28/8/2008

cesur yeni dünya

İşçilerin tulumları beyazdı; ellerinde soğuk, kadavra rengi kauçuk eldivenler vardı. Işık donuktu, ölüydü: Bir hayalet sanki!.. Yalnız mikroskopların sarı borularından zengin ve canlı bir öz akıyor, bir baştan bir başa uzanan çalışma masalarının üzerinde tatlı çizgiler yaratarak, parlatılmış tüpler boyunca tereyağ gibi yayılıyordu. Bu da dedi Müdür kapıyı açarak, döllenme odası işte... Doğal olarak, ilkin döllenmenin cerrahlığa dayanan başlangıcından söz etti, derken Toplum uğruna seve seve katlanılan bir ameliyattır bu dedi, altı maaşlık ikramiyesi de caba... Bir yumurta bir oğulcuk, bir ergin; bu normal... Oysa, Bokanovskilenmiş bir yumurta tomurcuk açar, ürer bölünür. Eş ikizler yalnız insanların doğurduğu o eski zamanlardaki gibi yumurtanın bazen rastlantıyla bölünmesinden oluşan ikiz, üçüz parçaları değil, düzinelerle yirmişer, yirmişer. Müdür yirmişer diyerek sanki büyük bir bağışta bulunuyormuş gibi kollarını iki yana açtı; yirmisi birden!.. Ama öğrencilerden biri bunun yararının ne olduğunu sormak gibi bir sersemlikte bulundu. İlahi yavrucuğum! Müdür olduğu yerde ona dönüvermişti. Görmüyor musun? Görmüyor musun, kuzum? Bir elini kaldırdı; heybetli bir duruşa geçmişti. Bokanovski süreci toplumsal dengenin en başta gelen araçlarından biridir! Milyonlarca eş ikiz; toptan üretim ilkesinin sonunda biyolojiye uygulanmış olması...

« Önceki ::