Sisler Bulvarı
“Şehirlerarası otobüs terminallerindeki hüzün ve sevinçle ilgili yazılmış yüzlerce yazı vardır sanırım.” Diye aklından geçirmekten alıkoyamadı kendini. Artık bir şekilde aşina olduğu yüzler vardı sürekli seyahat ettiği otobüs hattında. Hikayelerini hiç merak etmedi o insanların. Yolculuklarda tanımadığı insanlarla sohbet etmek huyu değildi. Gereksiz buluyordu…
Gece, yanından geçen şehirlerde yanan ışıklar. O ışıklarda yaşayan, uyuyan, uyuyamayan, hastalanan, iyileşen, gülen, içki içen, ağlayan, mutsuz olan, ölen, doğan binlerce insan… Hayat akıyordu yanağının yanından, dünya akıyordu ve o dünyada yaşamış, ölmüş, gelmiş ve de gitmiş herkesi görüyordu otobüs camının ardından…
Bir evi yoktu, kendine ait bir yatağı ya da odası. Hiç olmamıştı, ama hep istemişti… Yeterince çabalamış mıydı yoksa şans denilen şey mi buna henüz izin vermemişti? Bununla ilgili düşünmeyi bırakmıştı artık. Sırt çantasını seviyordu ve de seyahat etmeyi… Bunlar onu mutlu etmeye yetiyordu.
Kazanılacak savaşların varsa hala, kaybettiklerin bir önemi kalmıyor…
Yıllar önceleri otobüs yolculuklarında uyuyamadığı için sarhoş olup öyle yolculuk etmeyi alışkanlık edinmişti ama artık buna ihtiyaç duymuyordu bile. Direk uykuya dalabiliyordu otobüste. Üstelik artık sürekli yolculuk yaptığı etaplarda vücut saatini mola zamanlarına göre bile ayarlamıştı. O gece yolculukta uykusu çok ağırlaşmadığından molada inip bir sigara içti yine, yolun kenarına gidip. Şimdi yanından geçen başka otobüslerin camından bakan başka insanlar için az önce düşündüğü dünyanın bir üyesiydi. Onlardan herhangi biri de onunla aynı hissi yaşıyor muydu acaba dışarıdaki dünyaya o camın arkasından bakarken..?
Tekrar binip otobüsün kiralamış olduğu koltuğuna, kalan yolculuğuna devam etmek için bekledi molanın sona ermesini.
Bir şarkı geldi aklına;
“Beklemek bizim yaşamımız;
Vapur beklemek, gün beklemek…”
Uykuya dalmadan biraz mırıldandı, hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne…
Her zaman ki virajda uyandı. Az sonra inecekti. Gözlerini kaşımak için yine gözlük camına dokundu önce: )
Küçük bir otogardı indiği yer ve şehrin üzerine her zaman ki gibi bir sis tabakası çökmüştü…
Sırtında çantası başladı yürümeye, önünde kocaman bir bulvar; yollar ve kaldırımlar gecenin karanlığında cılız sokak lambalarıyla aydınlanmaya çalışmaktalardı. “Siste yürümek ilginç gerçekten de” dedi. “Üzerine siner etrafında gördüğün her şekil, şehir siner üstüne. Ciğerlerine çektiğin hava ağır ağır yapışır ciğerlerine…”
Hiçliğin içinde yürüdü ve yürüdü ve yürüdü…
Geceydi, sis vardı, ulaşmaya çalıştığı yere varmak için hiç de acelesi yoktu…
Elansir